Sıra Dışı Bir Rockstar Portresi

Gerçekleşmesine güneşin buz tutması ile aynı oranların verildiği orijinal kadrolu Guns N’ Roses turnesi -Izzy ve Adler uhdesine rağmen- “rock öldü” temalı pek çok argümanı çürütmeye devam ediyor. Tam da bu sırada, grubun üç asından biri olan Duff McKagan’ın hayatını konu alan “It’s So Easy” belgeselini irdelemek gerektiğini düşündüm.

“Not in This Lifetime”ın sebep olduğu sarsıntı üzerine düşünüyorum bir süredir. Son iki yılın turne rekorlarını alt üst ettiler ve 2017 sonuna kadar yollardalar. Sonrası? Söylemek için belki erken ama, mutlaka gelecektir. Bu kadar “hasılat” bir saman alevi için fazla. Zaten makinenin durmasına artık endüstri izin vermez, hele de bu saatten sonra. Tabii tüm bu geri dönüş tantanası, yeniden tasarlanan gelecek planları ve işin mutfak detayları başlı başına bir inceleme konusu, ama burada, bu yazıda odaklanmak istediğim şey Duff McKagan ve roller coaster dinamiğindeki hayatı.

Guns N’ Roses’ın punk delikanlısı, Seattle’ın afili rockstar’ı Duff’ı nasıl özetleyebiliriz? Kendisi 2011 yılında bize bu konuda yardım etmiş ve bizzat kendi hayatını “It’s So Easy (And Other Lies)” adlı ilk kitabında anlatmıştı. Ve hatta sonra, 2015’te, müzisyenlik ile aile hayatını dengeleme konusuna daha derin bakış attığı, daha “sahne / turne / stüdyo” odaklı ikinci kitabı “How to Be a Man (And Other Illusions)” ile hakkında bilmediğimiz çok az şey kalmasına sebep olmuştu. Aynı yıl gösterime giren “It’s So Easy and Other Lies” filmi ise, bir süredir içinde gezindiğim nostalji bulutuna çarpıp beni etkileyen işlerden biri oldu. Dolayısıyla bir “okuma” olarak burada yer almayı hak ediyordu.

Daha önceki birkaç yazımda, özellikle de “T2”den bahsederken, muhtemel orta yaş krizi öncü depremlerinin geçmişle hesaplaşma olarak bende karşılık bulduğunu belirtmiştim. Tam da bu sebeple, dönüp arkaya bakan sanat eserleri her zamankinden daha fazla giriyor radarıma. “It’s So Easy and Other Lies”ı bu açıdan, hayatımın bu döneminde denk geldiğim iyi bir durak olarak görüyorum.

Peki bu otobiyografik belgesel ne anlatıyor?

Özetle, Duff McKagan’ın GNR öncesi ve sonrası yaşadıklarını.

Duff henüz ilk kitabını yazmadan önce tanışıyor filmin yönetmeni Christopher Duddy ile. İkisinin de çocukları aynı okulda okuyorlar ve sabahları onları okula bırakırken tanışıyor ikili. Zaman içinde iyi arkadaş olup birlikte bir şeyler yapma fırsatı kolluyorlar. Duff 2011’de o ilk kitabı yazdığında Christopher “tamam” diyor, “Bu kitabı filmleştireceğim!” Kulağa ilginç gelen bu fikri, yıllar içinde Duff biraz daha geliştiriyor ve o sıralarda asıl grubu olan Loaded ile verdiği özel bir konseri bu kitaba adayarak, konser boyunca, şarkı aralarında kitaptan bölümler okuyup belgesele şık bir zemin hazırlamış oluyor.

“It’s So Easy and Other Lies”, temel aldığı kitabın vasat bir özeti olmaktan öteye gidemeyen, genel açıdan bir otobiyografi filmi olarak eksik yönleri olan, yine de dünyaca ünlü bir rockstar’ın sahne ışıkları kapandığında neler yaşadığını irdeleyen bir film olarak heyecan verici anlar içeren bir yapım.

Guns N’ Roses’ı biliyorsunuz. Seks, uyuşturucu ve rock‘n’roll mitinin sözlük karşılığı bir hikâye. Fakat onları ilk büyük turnesine çıkaran Mötley Crüe’dan Nikki Sixx’in bizzat belgeselde vurguladığı gibi; “Duff, GNR’dan çok daha fazlası. GNR’dan hiç bahsetmeden Duff hakkında saatlerce konuşabilirsiniz.” Belgesel işin daha çok bu kısmıyla ilgilendiği için, Duff’ın GNR yıllarını biraz üstün körü ve hızlı geçmesi makul görülebilir. Peki neyi önemsiyor? Ailesinin sekizinci çocuğu olarak Seattle’da doğan Duff’ın hayatla ilişkisini. GNR öncesi çaldığı onlarca punk rock grubunun onda bıraktığı izleri, ergenlik sonrası Hollywood’a taşınmasını, Slash ile tanışmasını, GNR parça parça dökülürken iç dünyasında yaşadığı psikolojik sorunları ve tabii bu sorunları atlatmaya çalışırken alkol ve uyuşturucuların sebep olduğu çok daha büyük sorunları… Belgesel aynı zamanda “ayağa kalkmayı” odak noktasında tutuyor ve Duff’ın alkol bağımlığından mütevellit pankreas patlaması sonrası hayata nasıl tutunduğuna içeriğinin büyük kısmını ayırıyor. Bu sırada işin müzikal kariyer detayları ise hep geri planda kalıyor. Mesela Duff’ın solo albümlerinden hiç bahsedilmemesi, Velvet Revolver ve Loaded dışında diğer yan projelerinin neredeyse hiç anılmaması elbette bazı müzikologları üzmüştür ama yönetmen Duddy’nin perspektifinde sahne üzerinden çok arkası var, 84 dakika bitince bunu anlıyorsunuz.

Bildiğimiz anlamıyla rockstar terimi bugün artık pek çok farklı yan çağrışımla birlikte sunuyor kendini. Bu çağrışımlar içinde “süreklilik” var ve -kimse bunu beklemiyordu ama- artık “disiplin” de var. Zira yanıp sönen kariyerler eskisi kadar cool bulunmuyor. Bugün için bir şey ifade ediyor musun? Asıl soru bu. Son büyük klasik rock grubu GNR ile adını tarihe kazımış, son iki yıldır tüm kartları yeniden dağıtan geri dönüş turnesiyle “eski usul rockstar görkemi”nden kareler sunmaya devam eden Duff McKagan, rockstar teriminin sınırları dışına çıkmaya cesaret etmiş ve orada da hayatta kalmayı başarmış bir karakter. Belgesel en çok da bu açıyı yakalaması ile gerçekleştiriyor kendini. Tabii bu çizgi dışı rockstar portresi; aile hayatı, boks tutkusu ve 30’larında üniversiteye dönmesine ekstra olarak, ekonomi alanındaki vizyonerliği dillendirilerek daha güçlü hâle getirilebilirdi. Neden bahsediyorum? Duff’ın banka hesabındaki milyonların hızına yetişilemediği yıllarda (tam olarak 1994’te) Seattle çıkışlı üç küçük firmanın hisselerini satın alarak hem bu firmaların büyümesine yardım ettiği hem de kendince potansiyeli olan bir yatırım yaptığı gerçeği vurgulansa harika olurdu. Çünkü bugün elinde Microsoft, Amazon ve Starbucks’ın hisselerini bulunduran bir rockstar olması, içeriği hiç kuşkusuz daha vurucu kılardı!

Sinemanın kitaplar karşısındaki mağlubiyeti yedinci sanatın şanını zedelemez tabii ama “It’s So Easy and Other Lies” rock müzik tutkunları için izlemesi keyifli bir belgeselken çok daha fazlasını ifade edecek potansiyeli elinden kaçırmış bir yapım olarak dikkat çekiyor. Yine de; ortaokuldayken araba çalıp son ses punk rock dinlenen kokain partilerine giden çocuğun yıllar sonra stadyumlar dolusu insan karşısında efsaneleştiği “zirve”den düşüşü ve yeniden ayağa kalkması, sadece müzikseverlerin değil “hikâye” seven herkesin radarına girer. Bu vurgu sizi ilgilendiriyorsa, bu 84 dakika belleğinizde yer almayı hak ediyor demektir. Gerisi ve daha fazlası için adres tabii ki kitabın sayfaları…