16 Yaşıma Mektup

Sevgili Sadi… Sana bu mektubu 31 yaşındaki Sadi’nin kaleminden, gelecekten yazıyorum.

2016 yılındayız. “Geleceğe Dönüş”teki “o” tarihi bile geçtik. Ülkede iyi giden neredeyse hiçbir şey yok… Yine de geleceğe dair umutlarımı korumaya çalışıyorum… Bunu yaparken de en büyük sığınağım hâlâ müzik. Evet, bir bakıma aslında hiçbir şey değişmedi hayatında: Hâlâ en çok müziği seviyorum, hâlâ en çok müzik dinlerken “yaşıyor” hissediyorum. Tam da senin yaşındayken başlamıştı bu his. Ne demek istediğimi çok iyi biliyorsun…

Şimdi sana inanamayacağın bir şey söyleyeceğim: Bir gün Dave Mustaine ile baş başa oturup bira içerek evlilik ve çocuklar hakkında konuşacaksın. Dahası, o ve grubu Megadeth ile 3 gün birlikte takılacaksın. Farkındayım, o yaşta bunu anlaman zor ama o günlerin hemen ardındayım şu an. Yaşadıklarımı en çok sana anlatmak istedim çünkü bunu en çok sen merak edersin diye düşündüm.

Hikâye 2005 yılında başladı. Yani 4 sene sonra atılacaksın “bu işlere”. Müziği sadece dinlemekle yetinmeyeceğin belliydi. Ama hayır, müzisyen olmayacaksın. Boşuna gitar alıp stüdyoya girme hayalleri kurma. Ne okuyorsan, ne dinliyorsan devam et. Bir şeyler yazmaya karşı hevesin seni tam da olmak istediğin yere götürecek. Ve o yer sana başka bir kapı daha açacak, kendini dev festivallerin sahne arkasında bulacaksın.

Bir yandan yazma çizme işleri, bir yandan da organizasyonlar sayesinde hayatında müzik hep ön planda olacak. 2016’ya geldiğimizde yurt dışında pek çok festivale gitmiş, neredeyse sevdiğin tüm grupları izlemiş, pek çoğuyla tanışmış ve Türkiye konserlerinde çalışmış olacaksın. Hobin sayesinde para kazanacağını bilmek eminim seni mutlu etmiştir şu an. Bunları okurken ne kadar heyecanlandığını tahmin ediyorum… Ama merak etme, olan biten her şeyi anlatıp tüm sürprizleri bozmayacağım. Dediğim gibi, sadece Megadeth macerasından bahsetmek istiyorum.

O yaşlarda deli gibi Megadeth dinlediğini ve Dave Mustaine’i idollerinden biri olarak gördüğünü biliyorum. Fakat sana kötü bir haberim var: Dave o bildiğin Dave değil artık. Huysuzluğu, aksiliği yerinde ama o eski asiliği yok, çünkü artık tanrıya inanıyor. Ve politik açıdan da ‘80’lerdeki konumuna ihanet ediyor. Yine de festivalden 2 gün önce İstanbul’a indikleri anda havaalanında onu ve ekibini karşıladığımda seni düşünüp heyecanlandım. Bunu tahmin edemezdin değil mi?

İstanbul’da 3 yıldır düzenlenen Rock Off festivali için 2015’te Korn ile çalıştığında “idollerinle tanışma” listene bir tik daha atacaksın ama bu yılki Megadeth macerası başka… Dedim ya, o yaştaki hâlini çok iyi hatırlıyorum: Günlerce, haftalarca, aylarca “Rust in Peace” (1990), “Countdown to Extinction” (1992), Youthanasia (1994) ve “Cryptic Writings” (1997) albümlerini dinleyerek geçen zamanları unutabilir miyim?

2 hafta önce Atatürk Havalimanı’na bir terör saldırısı oldu. Onlarca kişi öldü, daha da fazlası yaralandı… Son 1 yılda 10. kez oluyor bu. Dedim ya, ülkede iyi giden neredeyse hiçbir şey yok… Detayları yazmaya kalksam günler sürer, o yüzden geçiyorum. Ama burada vurgulayacağım şey, müzik sektörünün berbat durumda olduğu. Son 1 yıldaki terör saldırıları yüzünden pek çok grup ülkeye gelmekten vazgeçiyor. Zaten hükümetin kültür ve sanat karşıtı politikaları yüzünden sponsorluklar neredeyse imkânsız hâle geldi, üstüne döviz kurundaki artış ve bu patlama olayları olunca, Türkiye iyiden iyiye grupların “market” olarak gördüğü ülke olmaktan çıktı. Ama sen zaten 2001’desin, bu işlerin “altın çağı”nı henüz görmedin. Biraz bekle, ivme bir anda yükselecek ama geldiğim noktadan anladığın üzere, yine düşüşe geçecek.

Megadeth bu yıl Türkiye konserini iptal etmeyen ender gruplardan. Sen o yaşta, 2001’de grubu ilk defa izledin. Zaten Türkiye’de verdikleri ilk konserdi o. Sonra 4 kere daha gelecekler. Bu onların 6. İstanbul konseri. Hepsine gideceksin. Ama ilk defa bu sefer grupla tanışma ve çalışma şansı bulduğun için bu konserin anlamı büyük.

Kafasında beresi, gözünde güneş gözlüğü ile Dave Mustaine dış hatlar kapısından çıktığı anda seni görüyor. Zira elinde, menajerin daha önceden mesaj atıp söylediği gibi “Mike McGee Group” yazan bir kâğıt tutuyorsun. (Olası fan istilasına karşı “Megadeth” yazılmamasını özellikle istiyor.) Arkadaşın Kerem yanında. İki kişi, toplam 15 kişilik Megadeth ekibini 3 gün boyunca çekip çevireceksiniz. Dave ve Mike’ın ekipten önce çıkmalarının sebebi, Dave’in kalabalıkla birlikte hareket etmek istememesi (Diva tribi. Normal.) ve bir an önce otele geçmek istemesi. Kendisi için tahsis edilen VIP araca binip uzaklaşırken sen ekibin geri kalanını diğer araçlara yerleştirmeye çalışıyorsun.

Bu arada grubun kadrosu da bildiğin gibi değil, çok değişti. Sadece (neyse ki) Dave ve David hâlâ yerli yerinde… Otele doğru yola çıktığınızda David Ellefson, Kiko Loureiro ve Dirk Verbeuren’in içinde olduğu diğer VIP araçtasın. Evet, grubun son kadrosu bu. O yaşta ne Angra ne de Soilwork’u bildiğinden detaya girmeyeceğim ama bu iki yeni eleman o gruplardan gelme.

Yol boyunca David, önceki İstanbul konserlerinde şehri gezmek için yeterli zamanı bir türlü bulamadıklarından, dolayısıyla bu sefer 2 gün önceden gelmiş olmalarına sevindiğinden bahsediyor. Etrafı gezip görmek için sabırsız. Otele vardığımızda tüm ekip odalara yerleşiyor ama David, Kiko ve sahne ekibinden 2 kişiyle bir saat sonra lobide tekrar buluşuyoruz. İstikamet boğaz turu.

Beşiktaş’a vardığımızda tur için henüz yarım saat olduğunu fark ediyoruz. İskele civarında yemek yiyor ve bir şeyler içiyoruz. Brezilyalı Kiko, Türkiye ve İstanbul tarihi hakkında pek çok bilgiye sahip. David ise klasik Amerikan. Konu tarih olunca çok yüzeysel bilgilere sahip. Yemek sırasında sohbet genelde “ülke tanıtımı” minvalinde gelişiyor.

Vakit geldi, Boğaz’ın serin sularının üzerindeyiz… Tekne turu boyunca Kiko -rüzgâr yeme pahasına- en önde oturup Boğaz’ın tadını çıkarırken, David ve ben aşağı katta, rüzgârdan kaçarak sakin bir şekilde sahili izliyoruz. Bu sırada David’in sorduğu pek çok soruya cevap veriyor ve İstanbul tarihi hakkında, Türkiye’nin güncel sosyo-politik durumu hakkında bilgiler veriyorum. Bu sırada ondan da çok şey öğreniyorum. Mesela yaklaşan ABD başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton’a oy vereceğini söylüyor. Ama bu konuda Mustaine ile taban tabana zıt düşündüklerinin altını da çiziyor. Yıkılıyorum. Clinton’ın rakibinin kim olduğunu duysan kulaklarına inanamazsın çünkü! Grup içinde bu konuları neredeyse hiç konuşmayarak bu “evliliği” bir arada tuttuklarından bahsediyor sonra. Evet, evlilik benzetmesi yapıyor zira “Her grup ilişkisi ilk 10 yıldan sonra evlilik ilişkisine döner.” diyor. Eh, Megadeth’in 2016’da 33 yılı devirdiğini düşünürsek…

Bir buçuk saatlik Boğaz turundan sonra sıra Beyoğlu’nda. İstiklal Caddesi’ni şöyle bir kolaçan edip soluğu Tünel’de alıyoruz. Zira Kiko tam bir yerel enstrüman hastası ve İstanbul’dan da bir şeyler satın almak istiyor. Eh, bu durumda Tünel’deki müzik dükkânları onun için birer mabet. Yol boyunca kâh sokak çalgıcılarını izleyip onlarla birlikte çalarak, kâh kendisini tanıyanlarla fotoğraf çektirerek ilerleyen Kiko, Tünel’de girdiği ilk dükkânda tam 1 saat takılıyor. Amacı ud satın almak. Evet, ud! Dükkân sahibinin de yardımıyla içerideki her udu, sazı ve bağlamayı deniyor, her birinin sesine ayrı ayrı hayran oluyor ama son kararı uddan yana.

Alışveriş sonrası yemekteyiz. Tünel’deki meşhur kebapçının terasına çıkıyoruz. Ellefson manzarayı arkasına alıyor ve Kiko ile verdiği pozu hemen sosyal medya hesaplarına yüklüyor. Sürpriz! 10 dakika sonra fan’lar yanımızda. Kendisi bile şaşırıyor yerini “bu denli amatörce” belli ettiğine. Ama sorun yok, birkaç fotoğraf ve imza sonrası her şey yolunda. Yemekler yeniliyor, sohbetler ediliyor, ince belli bardaklardan çaylar içiliyor ve otele dönmek üzere kebapçıdan ayrılıyoruz. O da ne? Yaklaşık 15 kişilik bir fan grubu kapıda Megadeth tezahüratları yaparak bizi karşılıyor. David ve Kiko sakin. Herkesle tek tek fotoğraf çektirip ayak üstü sohbet ediyorlar. Neyse ki araçlar yakında, soluğu otelde alıyoruz.

Mustaine gün boyu otelde takıldı. Bu sırada yeni takıntısı Periscope’tan canlı yayın yapmayı da ihmal etmemiş. Bir ara otelden çıkıp karşı kaldırımda yemek yediği yeri bile anlatmış yayında.

Ertesi sabah için plan, yine aynı ekibi bu sefer Sultanahmet’e götürmek. Fakat sabah olup lobide buluştuğumuzda bir kişi fazla olduğumuzu fark ediyoruz. Evet, Dave Mustaine de bizle gelmek istiyor! Hay hay. Gruba tahsis edilen VIP minibüste yerimiz var. Havaalanı sonrası Dave ile ilk sohbetlerimiz bu yolculuk sırasında başlıyor. Yanından geçtiğimiz İnönü Stadı’nda 2010’da verdikleri Big Four konserini hatırlatıyoruz. Bir gün önce stat hakkında benden bilgi alan Ellefson o konserde çaldıkları stadın yıkıldığını ve bunun tamamen yeni bir stadyum olduğunu anlatıyor 33 yıllık arkadaşına.

Genelde kızgın, asık suratlı ve inatçı halleriyle bilinen Dave Mustaine’in keyfi son 2 Türkiye konserinde -en azından sahne üzerinde- çok iyiydi. Yanımızda da öyle. Gülüyor, sohbet ediyor, sıcak kanlı. Şaşırıyoruz. Sultanahmet’e geldiğimizde biraz yürüdükten sonra koluma girip beni kenara çekiyor: “Acaba iki dakika bira içip geri gelebileceğim bir yer biliyor musun?” Saat sabah 10! Onun yaşındaki çoğu rockstar bu işleri bıraktı ama “kızıl öfke”nin idolü belli ki Lemmy. İçmeye devam… Ekipten ayrılıp gördüğümüz ilk alkol satan restorana oturuyoruz. Dave hemen garsona “İki bira alabilir miyim?” diyor, “Yok ben içmeyeceğim, teşekkürler.” diye araya giriyorum ama cevabı bomba: “Zaten ikisini de kendime söylemiştim, sen ne içersin?” Güzel an. “Sabah sabah bu ne hız Dave?” dememek ve eşlik etmek adına kararımı değiştirip bir bira da ben söylüyorum. Sohbet başlıyor…

Ramazan bayramının hemen sonunda olduğumuz için ilk olarak benden bayram hakkında bilgi alıyor. Ne anlama geldiğini, şehrin neden boş olduğunu falan öğreniyor tek tek. Söylediklerimi gayet iyi dinliyor, gerçekten merak ettiği şeyleri soruyor. Sohbet koyulaşırken bir ara “Sen benim hakkımda çok şey biliyorsun.” diyor. Kendisine aslen müzik yazarlığı yaptığımı ve iki yıl önce bir arkadaşımla Metallica hakkında bir kitap yazdığımı söylüyorum. Hatta kitabın kapağını da telefondan gösteriyorum. Oldukça ilgisini çekiyor bu konu. Kendi yazdığı biyografi kitabını okuyup okumadığımı soruyor hemen. Kitaptan alıntılayarak söylediğim şeylerle yüzü gülüyor ve okuduğumu anlıyor. Ver elini Metallica muhabbeti… “Biliyor musun, Sharon Osbourne bir gün İspanya’da bana şöyle demişti: ‘Metal dünyasında ağzında gümüş kaşıkla doğan tek kişi var. Geri kalan herkes sokaklardan, parçalanmış ailelerden, düşük profilli hayatlardan geldi.’” diyerek açıyor sohbeti. Bahsettiği kişinin Lars Ulrich olduğunu anladığımı fark edince ben hiç sormadan Metallica günleri hakkında konuşmaya başlıyor. İçinde olduğum anın gerçekliğini sorgulamaya işte tam da o noktada başlıyorum. Dave Mustaine… Sultanahmet’te… Bir cumartesi sabahı… Bana… Metallica günlerinden bahsediyor… Sürreal!

Bir yandan zaten bildiğim şeyleri onun ağzından duymak ilginç gelirken, bir yandan da içinde olduğumuz anın gerçekliği karşısında heyecanım tarifsiz. Çaktırmıyorum. “Bugün metal dünyasının en iyi frontman’i James Hetfield diyorlar ya, sana bir şey anlatayım… Gerçi kitap için iyi araştırdıysan bilirsin, ben gruptayken James sahnede hiç konuşmazdı, tüm anonsları ben yapardım, o sadece şarkı söylerdi. Grubun lideri olarak beni görürdü izleyenler.” Bu durumu bildiğimi ve kitapta da aynen böyle yazdığımızı söylüyorum. “Doğruları yazmış olmanıza sevindim.” deyip devam ediyor; “Ama işte… Lars’ı bilirsin, doğuştan ‘şanslı’ ve güçlü bir karakter. James ise sahnede öyle olmasa bile lider ruhlu, takıntılı, hırslı bir gençti. Eh, benim de o yıllarda nasıl bir haylaz olduğum ortada, dolayısıyla bir grup için 3 ‘karakter’ fazla. Metallica’da ben varken işlemeyen şey buydu işte. Bir grupta 3 ‘karakter’ olmaz. En fazla 2 olur. Gerçi Mötley’de 4 tane vardı ama paramparça ilerlediler hep. Onlar istisna. Normalde kimse yapamaz.” Şunu düşünüyorum; Dave’e olaylı geçmişinden ve üzerinden artık bin yıl geçmesinden dolayı Metallica hakkında hiçbir şey sormayacaktım ama konuyu kendi açıp anlatmaya başladı. İtirazım olabilir mi? Asla.

İçtiği biranın tadını beğendiğini ve Türkiye’ye geldiğinde hep Efes tercih ettiğini söylüyor. Bu sırada telefonunu çıkarıp “galeri”den bir fotoğraf aramaya başlıyor. “Bak sana ne göstereceğim… Bunu grubun dışında bilen ilk kişi olacaksın.” diyerek uzattığı telefonun ekranında bir Megadeth birası resmi var: “A Tout Le Monde – Beer By Megadeth”. Yakında duyurusunu yapacaklarmış. Bu bira işinde gerçekten para olup olmadığını soruyorum, zira kendi birası olmayan metal grubu kalmadı neredeyse! “Kim olduğuna, hangi bira üreticisiyle çalıştığına ve birayı nerelere dağıttığına bağlı bu durum. Biz 5 kıtada dağıtım yapan, çok büyük bir firmayla anlaştık. Bu işten kazandığımız para ile konser kaşemizi düşürmeyi planlıyoruz. Yarın Türkiye gibi, ekonomisi kötü ülkelerden teklif aldığımızda daha uygun fiyatlar sunabileceğiz organizatörlere.” diyor.

Laf dönüp dolaşıp turne hayatına, oradan da özel hayata geliyor. Her iki çocuğunu da sosyal medyadan takip ettiğimi söyleyince onlardan bahsediyor. Kızı Electra’nın country müzikte solo kariyer yapmak istemesi sebebiyle, bu müziğin ABD’deki başkenti Nashville’e taşındılar 2 yıl önce. Ondan gurur duyduğunu söylüyor. Country müzikte, özellikle de Amerika’da patlama yapmanın artık zor olduğundan, çünkü herkesin bu yolda ilerlemeye çalıştığından bahsediyor ama Electra’nın tutkusundan mutlu. Yine de oğlu Justis’in sevgilisi için aynı görüşe sahip değil: “Şeker bir kız ama sürekli Electra ile yarış hâlinde. Onu kıskanıyor. Şimdi de tutturdu ‘Country şarkıcısı olacağım! diye. Electra’dan yaşça büyük ve bir kariyer için geç kalmış durumda.” Bir dakika bir dakika!.. Müstakbel kayınpeder Dave Mustaine, müstakbel gelinini bana mı çekiştiriyor? Birayı fondip yapıyorum.

Yeniden kafilenin yanındayız. David ve Kiko, mimarisine hayranlıkla baktıkları meşhur Sultanahmet Camii’nin önünde poz veriyorlar, aralarına Dave de katılıyor ve o meşhur “İstanbul hatırası” pozu ortaya çıkıyor.

Gezi sırasında Dave bir ara bana dini inancım olup olmadığını soruyor, hiç alakam olmadığını öğrenince ise “Ben de aslında dinlere inanmıyorum. İnsanlar benim bu konudaki açıklamalarımı yanlış anladılar. Ben sadece tanrıya inanıyorum. Bence dinler birer yalan. Dinlerin amacı, insanları cehenneme gitmekle korkutmak. E ben oraya gidip geri döndüm zaten?” deyip kahkahayı basıyor. (‘90’ların başında aşırı doz uyuşturucudan kalbinin durduğu fakat acil doktor müdahalesiyle hayata döndürüldüğü güne atıf yapıyor.)

Aya Sofya’ya doğru ilerlerken yine cebinden telefonunu çıkarıp Periscope yayınına başlıyor. Yayının başlığı “God is good.” (“Tanrı iyidir.”). Yorgunluk kahvelerimizi Kapalı Çarşı’da içerken Kiko’nun gözü udunda. Bir süre sonra dayanamayıp çalmaya başlıyor. Az sonra Dave, kafasındaki bereyi çıkarıp bir sütunun dibine çöküyor, yanında Kiko ud çalıyor ve sosyal medyada kısa süreli bir sansasyon yaratan o komik poz ortaya çıkıyor. Birkaç dakika gerçekten o şekilde takıldıktan sonra masaya geri dönüyorlar. Dave’in beresinin içi boş, kimse para vermiyor. Dahası, kimse onları tanımıyor bile. Bu rahatlığı her an, her ülkede yaşayamayacaklarının farkındalar, geyiğin dibine vuruyorlar. Fakat eğlence kısa sürüyor. Az sonra yakınlardaki bir dükkândan Megadeth şarkıları yükseliyor. Evet, sonunda birileri onları tanıdı! Dave biraz tedirgin. Gerçi zaten kahveler bitti, fallar bakıldı, kalkabiliriz.

Dave, Kiko ve David üçlüsü otele dönüyor. Ekip biraz daha gezme yanlısı. Birkaç saat sonra ekibi toplayıp ben de otele dönüyorum. Lobide davulcu Dirk Verbeuren var. İki gündür odasından çıkmadı pek. Meğer biraz yorgunmuş ve hâlâ şarkılara çalışıyormuş. Ne de olsa gruba yeni girdi, konserlerde pek sektirmiyor ama mutlaka kusursuz çalmak istiyor. Çok sıcakkanlı, konuşkan ve cana yakın. Hemen kaynaşıyoruz. Ver elini Soilwork muhabbeti…

Sırada “organizatörle yemek” var. Cumartesi akşamı, İstanbul’da yemek yiyebileceğiniz en iyi birkaç mekândan birindeyiz. (Abartmıyorum.) Organizasyonun (Onur Sabuncu & Sinan Yener) mekân seçimi kusursuz. Grup da bayılıyor ortama. Dave tabii ki anında Periscope’ta: “İşte İstanbul’da, deniz kenarında yemekteyiz…”

Bolca deniz ürünü, balık, meyve ve tatlı tüketip yaklaşık 2 saat sonra mekândan ayrılırken aklımdan 4 grup elemanıyla da yaptığım sohbetlerin satır başları geçiyor: Axl’in AC/DC’ye girmesi… Download’da Nikki Sixx’in Megadeth sahnesine konuk olması… Dave’in Kiko hayranlığı… Metallica’nın yeni “takım elbise” pozları… Lemmy’nin ölümü… Ross Halfin & Megadeth ilişkisi… Black Sabbath’ın veda turnesi… Bring Me the Horizon vs. Bad Religion polemiği… 2000’lerin popüler metal gruplarının Megadeth saygısı… Dave’in favori dizileri… Chris Adler & Megadeth ilişkisi… David’in kahve tutkusu… Kiko’nun favori gitaristleri… Dirk’ün vejeteryanlığı…

Yemek sonrası grubu otele bırakıp Onur ve Sinan ile festivalin düzenleneceği Parkorman’a geçiyoruz. Son hazırlıklar tam gaz. Megadeth’in sahne ekipmanını taşıyan 2 tır da sağ salim alana varmış ve kurulum başlamış. Biz grup elemanları ile yemekteyken sahne ekibi harıl harıl ses ve ışık sistemini kurmakla uğraşıyordu. Gece geç saatte yanlarına geldiğimizde işin sadece dekor ve ertesi gün için soundcheck kısmı kalmıştı. Sorun yok.

Pazar sabahı uyanmak zor. Grup elemanları için günün programı belli: akşama kadar otelde istirahat, akşam festival alanına geçiş ve konser. Öğlen ilk olarak grubun sahne ekibini festival alanına götürüyoruz. Bu sırada festival de kapılarını açıyor ve binlerce genç sahne önüne doğru koşmaya başlıyor. Müzik tutkusu olan insanları yakından görmek her daim iyi hissettiriyor. Kısıtlı zamanımızdan dolayı sahne alan ilk grupları izleyemiyoruz ama zaten festivale seyirci olarak katılsak izlemek isteyeceğimiz iki grup da en son çıkıyor. Dert değil.

Menajerin talimatıyla akşam 19.30’da otel lobisindeyiz. Az sonra grup elemanları, sahne kıyafetlerini giymiş bir şekilde yanımızdalar. Hemen araca geçip festivale doğru yola çıkıyoruz. Dave şoförden yavaş gitmesini, ani frenlerden kaçınmasını istiyor. Sebebi boyun ağrısı. Birkaç yıl önce platin taktırmış ve konser öncesi fazla hareket etmemesi gerekiyor.

Alana vardığımızda Children of Bodom sahne almak üzere… Megadeth üyelerini kulis odalarına yerleştirdikten sonra Kerem ile sahne önüne geçip Bodom’u izlemeye başlıyoruz. Alexi formunda…

Saat 22.00 sularında festivalin bu seneki “olayı” Megadeth’te sıra… Bizim için bir bakıma görev tamam. Ama o da ne? Direkt ‘Hangar 18’ ile girilir mi yahu… Mahvolduk… Setlist komple şahane: ‘Tornado of Souls’, ‘She-Wolf’, ‘In My Darkest Hour’, ‘Trust’, ‘Sweating Bullets’, ‘Symphony of Destruction’, ‘Peace Sells…’ Dave bir yandan grubun iyice “tek adam rejimi”ne döndüğünü sahne üzerinde belli ederken (Mesela şarkı arası anonslarda David ve Kiko sahnede görünmüyor.) bir yandan da arada bir seyircilere takılıyor: “Bu ne sessizlik yahu? Heavy metal konserindesiniz!” Birkaç şarkı sonra asıl bombayı patlatıyor: “Dün organizatörle yemekteydik. Şu sıralar pek çok grubun korkudan Türkiye’ye gelmediğini söyledi, (elini apış arasına götürüp) bunu yapmak ta*ak ister, değil mi?” Alkışlar ve kahkahalar birbirine karışıyor…

Son iki seferde olduğu gibi yine şahane bir Megadeth konserini tamamlamak üzereyiz. Fakat çok emin olmamak lazım. Nihayetinde Dave Mustaine bu, ne zaman ne yapacağı belli değil. Bingo! Bis öncesi mevzu var! Sahneden iner inmez direkt araca geçiyor. Çok sinirli! Diğer elemanları da çağırıyor araca. Kapıyı kapattırıyor. İçeride kavga var! Hayır hayır, Dave kendisiyle kavga ediyor: “Bu nasıl bis yahu? Hiç böyle bis gördünüz mü?” Neler olduğunu anlamıyoruz. Birkaç dakika sonra araçtan çıkıyor. Hâlâ çok sinirli. Sahneye dönünce fişi çekiyor: “Eğer tekrar sahneye dönmemizi istiyorsanız biraz gürültü yapmanız lazımdı. Normalde böyle bir seyirciye dönüp çalmazdım ama David ikna etti.” Son şarkı ‘Holy Wars’u bu triple çalıp söylüyor. Şarkı bitince gitarını sahnenin bir köşesine fırlatıp direkt araca geçiyor. Menajerin talimatı şu: “Biz bu araçla direkt otele geçiyoruz. Grubun ve ekibin geri kalanını diğer araçlarla halledin.”

20 dakika sonra David, Kiko ve Dirk ile diğer araçtayız. Dave’in bu anlık öfke patlamasına gülüyorlar kendi aralarında. David bu gibi durumlara 33 yıldır alışkın. Kiko ve Dirk ise biraz şaşkın. Ama hiçbiri benim kadar gergin değil. Neyse ki otele gidene kadar beni de sakinleştiriyorlar.

Bir saat sonra Dave durumu Twitter’dan açıklıyor. Konsere giderken eşi Pamela ile telefonda konuşuyordu ve kayınpederinin kanser dolayısıyla birkaç hafta içinde öleceğini öğrendi. Yanındaydım. Bu konuşma sırasında nasıl çöktüğüne şahit oldum. Konserdeki öfke patlamasını bu duruma bağlıyor ve Türkiye seyircisinden özür diliyor. Düşünüyorum da… Biz bu adamı “arızalı” hâliyle sevdik zamanında… Uysal Dave Mustaine’i kim ne yapsın? Bir bakıma hâlâ formda olduğunu görmek güzel. “İmam hatipler hâlâ açık diye bize kızmış olmasın?” esprisiyle geceyi noktalıyoruz…

Ertesi sabah lobide Dave’in yüzü gülüyor… Elinde Starbucks kahvesi, dün geceki stresini atmış. Ayaküstü son sohbetleri edip, birlikte son fotoğrafları çektirip havaalanına uğurluyoruz tüm ekibi. 3 günlük Megadeth macerası bizim için burada noktalanıyor. Aklımda tonlarca anekdot, gözlerimde uyku özlemi var.

Sevgili Sadi… Bir hafta sonra sana bu mektubu yazmaya başlıyorum. 16 yaşımdaki hâlime belki bir mucize yaşatmanın derdindeyim. Anlatmak istediğim her şeyi evirip çevirip toparlamam 2 gün sürüyor. Mektubu tamamlıyor, kaydediyor, dosyayı kapatıyorum. TV’de son dakika haberi: “Ordu yönetime el koydu!” Dedim ya, ülkede neredeyse hiçbir şey iyi gitmiyor…