4. Duvarı Yıkan Anti-Kahraman

Tüm zamanların en sıra dışı çizgi roman karakterlerinden Deadpool’un kendi adını taşıyan ilk filmi, Deadpool’u günümüzün en büyük sinema fenomenlerinden biri yapacak gibi.

Çizgi roman karakterlerinin beyaz perdeye transferi yeni bir haber değil. Kâğıttan film makarasına geçiş ‘40’lı yıllardan beri sürüyor ama işin bir rüzgâr hâline gelmesi ‘70’lerin sonunu bulmuştu. ‘80’lerde çıta yükseldi, ‘90’larda örnekler çoğaldı ve özellikle 2000’lerde süper kahramanlar sinemayı sırtlamaya başladı. Son 15-20 yılın en çok gişe geliri elde etmiş filmlerine baktığımızda ortalık süper kahramandan geçilmiyor.

İki büyük çizgi roman firması; Marvel ve DC Comics’in kendi alanlarındaki rekabeti artık milyar dolarlık sinema pazarına taşınmış durumda. Film yapım şirketleri en büyük kârın süper kahraman filmlerinde olduğunu keşfettiler ve artık her yıl birkaç çizgi roman uyarlaması izliyoruz sinema salonlarında. Bu rekabetin en popüler isimleri; DC’nin Superman ve Batman’i, Marvel’ın ise Iron Man başta olmak üzere Avengers karakterleri ve Spider-Man’i. Şimdi bu popüler çizgi roman kahramanlarına yeni bir isim daha katılmak üzere: Deadpool.

Fabian Nicieza ve Rob Liefeld tarafından ilk olarak 1991 yılında, “New Mutants”ın 98. sayısında kötü karakter olarak çıkıyor Deadpool. Ardından Wolverine’in kurduğu X-Force’a katılıp iyilerin safına geçiyor olsa da tam olarak iyi bir karakter olduğu söylenemez, hatta aslında bir anti-kahraman olduğunu da vurgulamamız gerek. Yaratıcılarından Rob Liefeld bir “Teen Titans” hayranı ve oradaki Deathstroke’un parodisi olarak ortaya çıkarıyor Deadpool’u. (Deathstroke’un gerçek adı Slade Wilson, Deadpool’un gerçek adı Wade Wilson.)

Deadpool’u diğer meşhur çizgi roman karakterlerinden ayıran belli başlı özellikler var. Bir kere hiç öyle karizmatik bir duruş peşinde değil; geveze ve fazlasıyla espritüel. En önemli özelliği ise 4. duvarı kırabilmiş olması. Nedir bu 4. duvar? Üç yanı kapalı geleneksel tiyatro sahnelerinde, sahnenin izleyicilere bakan kısmına 4. duvar deniyor ve tiyatro oyunu aslen bu 4 duvarın içinde oynanıyor. Fakat 4. duvar görünmez olduğu için seyirciler oradan sahneyi görebiliyorlar. 4. duvarı yıkmak terimi ise; oyundaki bir karakterin seyircileri görebilmesi, zaman zaman onlara yönelik konuşmalar yapabilmesi anlamı taşıyor. İşte Deadpool da 4. duvarı yıkmış bir karakter. Kendisinin bir çizgi roman kahramanı olduğunun farkında ve zaman zaman okuyucu ile iletişime geçiyor, gerçek dünyayla alakadar konuşuyor.

Orduda görev yaparken adeta bir ölüm makinesi olsa da bir şekilde ordudan kovulan, ardından toplum içinde tutunamayıp (biraz da sorunlu çocukluğu sebebiyle) kendini bir “paralı asker” (Tetikçi de diyebiliriz.) olarak bulan, yani para karşılığı adam öldüren, kirli ve karanlık işler yapan bir anti-kahraman olan Wade Wilson, ne oluyor da Deadpool’a dönüşüyor? İşte film bunu anlatıyor.

Filmin beyaz perdeye aktarılma serüveni bir hayli maceralı. Öncelikle bu, Deadpool’u beyaz perdede gördüğümüz ilk film değil. 2009’daki “X-Men Origins: Wolverine”de, yine Ryan Reynolds tarafından canlandırıldı Deadpool. Fakat çizgi romandaki hâliyle hiç alakası olmayan bir şekilde: Ağzı yok, kolları yerine devasa kılıçlar takılmış… En büyük marifetlerinden biri “çenesiyle düşmanlarını yıldırması” olan Deadpool’u bu hâle getirmek, bir bakıma karakterin beyaz perdede ölü doğması anlamına geliyordu tabii. Zaten “X-Men Origins: Wolverine” gişe anlamında da başarısız olunca, yan karakter Deadpool için başlı başına ayrı bir film çekilmesi ihtimal dâhilinde gözükmüyordu. Fakat Hollwood’un vizyoner yapımcılarından Lauren Shuler Donner pes etmedi. Hatta Ryan Reynolds 2011’de tüm zamanların en kötü süper kahraman filmlerinden biri olarak nitelendirilen “Green Lantern”da başrol olmasına rağmen pes etmedi. Şimdi düşününce ne kadar iyi ettiğini görüyoruz ama hem “X-Men Origins: Wolverine”de hiç beğenilmeyen bir Deadpool’u canlandırmış hem de üstüne “Green Lantern” faciasına imza atmış Ryan Reynolds’tan ümidini kesmeyerek “Deadpool” filmi için ısrarla 20th Century Fox’un kapısını çalması çılgınlık gibi geliyor kulağa.

Peş peşe veto yemesinin ardından, animasyon konusunda usta olan Tim Miller’a yaptırdığı birkaç dakikalık animasyon örnek ile, imkân verilirse “Deadpool”un ne kadar iyi bir film olacağını 20th Century Fox’a anlatan Donner, bu videoyu bilerek internete “sızdırması” ve videonun kısa sürede fenomen olması sonrasında 20th Century Fox yönetiminden “Madem halk bu kadar heyecanlandı, bir şans verelim.” cevabını alıyor, kumarı kazanıyor.

Kısacası “Deadpool”, Lauren Shuler Donner’ın inadıyla çekilmiş bir film. Ve fakat ne iyi etmiş inat ederek!.. Basın gösteriminde izlediğim film, tüm zamanların en komik çizgi roman adaptasyonu. Açık ara. İlk uzun metraj denemesinde harikalar yaratan Tim Miller’ın yanı sıra “Green Lantern”ı unutturabilmek için varını yoğunu ortaya koyan Ryan Reynolds’ın oyunculuğu da takdire şayan. Çizgi romandaki Deadpool karakterine hemen hemen bire bir uyulmuş olması da (fiziksel özellikleri, kıyafeti, 4. duvarı yıkması, gevezeliği, espritüelliği vs.) filmin en önemli unsuru olarak dikkat çekiyor.

Ortalama sinema izleyicisi için neredeyse “no-name” bir karakter olan Deadpool, bu film sayesinde önümüzdeki yılların en büyük sinema fenomenlerinden biri olacak gibi duruyor. Zekice kurgulanmış senaryosu ve yer yer absürt komediye yaklaşan bol göndermeli esprilerle süslenmiş diyalogları ile öne çıkan filmde aksiyon dozu yerinde ve hüzün de ajite edilmeden veriliyor. Hem pazarlama çalışması hem de filmin bizzat içinde dönemin ruhunu yakalaması da “Deadpool”u benzerlerinden ayırıyor. İnternet çağının anti-kahramanı olmak da bunu gerektirirdi zaten.

Toparlayayım; eğer gülmeyi seviyorsanız film vizyondayken mutlaka izleyin. Hiç internete düşmesini falan beklemeyin. Neden mi? Çünkü bu film için alacağınız bilet, Hollywood’un bu tarz “daha az bilinen” çizgi roman karakterlerine yatırım yapmasının önünü açacak ve beyaz perde hep aynı süper kahramanların filmlerine hapsolmaktan kurtulacak. Çizgi roman karakterlerinin beyaz perdeye geçişini yakından takip ediyorsanız zaten “Deadpool”u kaçırma lüksünüz yok ama ortalama sinema izleyicisinin de -çizgi roman sevsin ya da sevmesin- bu filmden büyük keyif alacağına inanıyorum. Umarım Deadpool’un gelecek sinema maceralarında da bu kalite çıtasının altına düşülmez.