Dünyanın En Tehlikeli Grubu Neden Dağıldı?

Geçtiğimiz yaz Amerika ve İngiltere’de gösterime girdiği anda fırtınalar koparan “Straight Outta Compton” sadece dünyanın en popüler hip hop yıldızlarından Dr. Dre ve Ice Cube’un kariyerlerine nasıl başladıklarını konu almıyor, bir dönemin portresini çekip hip hop’ın yükselişine de ışık tutuyor.

Hip hop tarihinin gelmiş geçmiş en büyük prodüktörü olarak anılan Dr. Dre (Eminem de dâhil olmak üzere sayısız rapstar’ı parlatan adam), 16 yıllık aradan sonra kariyerinin üçüncü ve son solo albümünü bu filmin soundtrack’i olarak yayımladı. İçinde Ice Cube, Eminem, Snoop Dogg, Kendrick Lamar, Xzibit ve The Game gibi dev isimlerin düetlerinin de olduğu “Compton” adlı albüm 2015’in en büyük hip hop olaylarından biriydi. Peki neydi Dre’yi son bir defa daha albüm yapmaya iten güç?

Her on yılda farklı bir müzik tarzının ön plana çıktığına şahit olduk hep. ‘70’li yılların sonuna kadar caz, blues, swing, rock‘n’roll, soul, R&B, punk ve disko kendi anlarını yaşadılar. ‘80’lerde işin içine MTV’nin girmesiyle ve radyo istasyonu sayısının artmasıyla manzara değişti. Pop müzik kavramı yeni bir boyut kazandı. Öte yandan heavy metal ve rap’in yükselişi başladı. “Daha büyük, daha görkemli, daha güçlü” mottosuyla hareket eden heavy metal, ‘80’lerin sonuna doğru “gerçeklik” duvarına toslayınca (ön plandaki glam metal sağ olsun), sokağın sesi olmayı başaranlar “gerçek” olduklarını kanıtladılar, sivrildiler ve kitleleri yakaladılar. Zaten siyahilerin ‘70’lerde bile Amerika’da hâlâ ikinci sınıf insan muamelesi görmesi yeterli bir toplumsal direniş zemini hazırlamışken, MTV destekli pop müziğin de göz kırpmasıyla rap’in önlenemez zirve yürüyüşü start aldı. İşte 2015 yazının en büyük sinema olaylarından “Straight Outta Compton” makarayı tam da bu noktadan sarmaya başlıyor.

Tüm zamanların en popüler rap yıldızlarından Ice Cube’un ‘90’ların başında giriştiği oyunculuk macerasındaki ilk işlerinden biri olan “Friday” (1995) ile yönetmenlik kariyerine başlayan Felix Gary Gray’in imzasını, hikâyesini anlattığı N.W.A (Niggaz Wit Attitudes) adlı grubun ise 1988 tarihli ilk albümünün adını taşıyor “Straight Outta Compton”.

N.W.A 1986-1991 arasında aktif kalmış, ilk büyük rap gruplarından. Daha sonraları efsane olarak anılmaya başlayacak Dr. Dre, Ice Cube ve EazyE gibi üç ismi barındırıyor kadrosunda. DJ Yella, Arabian Prince ve MC Ren de kadroya çeşitli yıllarda dâhil olmuş diğer üyeler. İzlediğimiz şey aslen N.W.A’in kariyeri olduğu için filmin odaklandığı dönem ‘80’lerin sonu ve ‘90’ların başı. Çıkış noktası ise ‘70’li yıllardan itibaren siyahi nüfusun artmasıyla Los Angeles’ın en “hareketli” bölgelerinden biri hâline gelen Compton. Beyazların zamanla farklı yerlere taşınmasıyla ‘80’li yıllarda adeta bir siyahi krallığı hâline gelen Compton, suç oranının oldukça yüksek olduğu bir bölge olarak literatüre geçiyor. “Amerikan rüyası” sembollerinden Los Angeles’ın içinde adeta bir anti-rüya paradoksu… Bir kâbus yuvası… Fakirlik, polis şiddeti, silahlar ve uyuşturucu…

“Straight Outta Compton”, suç dolu Compton sokaklarından çıkan kankaların ’80’lerin sonunda nasıl tüm Amerika’da sokakların sesi olmayı başardığını müthiş bir hip hop estetiği ile anlatıyor. Ice Cube ile Dr. Dre hakkında pek çok detayı öğreniyoruz 2 buçuk saat boyunca. Bu sırada Snoop Dogg ve Tupac bile zaman zaman giriyor kadraja. Ruthless Records nasıl kuruldu, sonrasında N.W.A’yi Priority Records nasıl çatısı altına aldı, Ice Cube ve Dre neden N.W.A’den ayrıldı, Ice Cube solo kariyerinde neler yaptı, Dre daha sonra Death Row Records’u nasıl kurdu ve neden oradan ayrılıp kendi imparatorluğu Aftermath’e hayat verdi. Hepsinin ve çok daha fazlasının cevapları filmde mevcut. Oyunculukların yanı sıra (Ice Cube’u bizzat kendi oğlunun oynaması müthiş bir detay.) müzik kullanımı da şahane. “Straight Outta Compton” aynı zamanda dönemini politik olarak da, en azından siyahi düşmanı ırkçı polislerin tutumlarını yansıtarak eleştiriyor ve 1992 Los Angeles ayaklanmasında N.W.A’in ‘Fuck tha Police’inin neden sokak marşı olduğunun altını iyi çiziyor.

Peki senaryonun hiç mi tartışmalı yanları yok? Elbette var. Mesela EazyE’nin hayatta olmaması (1995’te AIDS nedeniyle öldü.) gruptaki sorunların asıl sebebi oymuş gibi bir açı yakalanmasına sebep olmuş olabilir. Hani “Arkasından atıp tutmak biraz kolay olmuş.” yorumları yapılırsa pek itiraz eden olmaz gibi. Bir de senaryodan duyduğu memnuniyetsizliği mahkemeye taşıyan biri var: N.W.A.’in ilk menajeri Jerry Heller. Filmde Paul Giamatti tarafından canlandırılan Heller, “Straight Outta Compton”ın yapımcılarını (Ki aralarında Ice Cube da var.) mahkemeye verdi. Sebebi ise filmde grubu dolandırıyor gibi gösterilmiş olması. Heller’a göre film gerçekleri yansıtmıyor ve kişilik haklarını zedeliyor. Yapımcılardan talep ettiği miktar ise 110 milyon dolar. (Tüm zamanların en iyi hasılata sahip biyografik müzik filmi olan “Straight Outta Compton”ın 2015 sonundaki toplam hasılatı 200 milyon dolardı.)

Tabii filmi farklı bir bakış açısıyla ele alanlar da var. 5-6 tane eğitimsiz, cahil, züppe rap’çinin yatıp kalktıkları kadınlar, içtikleri esrar ve taşıdıkları silahlar hakkında şarkılar yazarak çok paralar kazanıp birbirlerine düşman olmalarının anlatımı olarak da yorumlanıyor “Straight Outta Compton”. Ama bu durum aslen gangsta rap’e nasıl yaklaşıldığı ile alakalı. Ve o da ayrı bir yazının konusu.

Sadede gelirsek; hip hop seviyorsanız bu filmi izlememenizin özrü yok. Neden mi? Çünkü hip hop seviyorsanız bilirsiniz ki o sadece bir müzik türü değildir. Hip hop sokakların ve gerçeklerin sesidir. Film Amerika’da gösterime girdiğinde neden insanlar sinema salonlarını ‘Fuck tha Police’ diye inlettiler sanıyorsunuz? Çünkü film gerçeğe dokunuyor. Çünkü bir yıl önce polisin boğarak öldürdüğü ve son sözleri “Nefes alamıyorum!” olan Eric Garner hafızalarda hâlâ çok taze. Çünkü onun bıraktığı hüzün ve öfke hâlâ çok diri. Çünkü “Black Lives Matter!”

Başlığın cevabını EazyE’nin ölümüne bağlıyor film. Geride kalan grup elemanlarının da pek çok kez açıkladıkları gerekçe bu zaten. Peki ama “Straight Outta Compton” neden Türkiye’de gösterime girmedi? Bunun cevabı ne? Hip hop’ın Türkiye’de ne kadar hayata dokunduğu konusunda kimsenin şüphesi olduğunu sanmıyorum. Peki o zaman polis şiddetinden, “orantısız güç kullanımı”ndan bu kadar muzdarip bir ülkede, polis şiddetini bu kadar iyi işleyen bir film nasıl olur da gösterime girmez? Yoksa cevabı sorunun içinde mi saklı?